
'Ermeni Konseri ya da Türk Atasözü' Odyssey süiti resitaline hazırlanan Ermeni bir bestecinin, hikayeyle kendi geçmişi arasında ortaklaşan noktalar bulduktan sonra yaşadığı iç çatışmaları anlatıyor.
GeçtiÄŸimiz günlerde Diyarbakır’da sahnelenen bu ve yarın akÅŸam ise Garajistanbul sahnesinde oynanacak ‘Ermeni Konseri ya da Türk Atasözü’ oyununun yönetmeni Serge Avédikian, yazarları Gérard Torikian ve Isabelle Guidard’la sohbetimiz sırasında yaÅŸadığım hissi bir de İngilizce anlaÅŸmak zorunda kaldığımız Amerika’lı akrabamla tanıştığımda yaÅŸamıştım.
Köklerimizin aynı topraklara dayandığı Serge ve Gérard’la, üstelik milliyetlerimizi kimlik olarak taşımazken, bir o kadar yabancıydık.
Atalarının yaşadığı topraklarda yaşayamamak ve buraya geri dönemeyecek olmak nesilden nesile aktardıkları bir özlem hissi yaratıyordu onlarda. Ve bu his içlerinde öfkeye dönüşmek yerine onları iyimser çözümler bulmaya yönlendirmişti.
‘GeçmiÅŸimize gülmeÄŸi bilmeliyiz’ diyen Gérard, Serge ve Isabelle’le içlerindeki özlemi bizlerle paylaÅŸtıkları ‘İyimser müzikal trajedi’ dedikleri oyunlarını konuÅŸtuk…
Bu oyunda izleyiciyle neyi paylaÅŸmak istediniz?
Gérard: Kendi içimde bir ağırlık gibi hissettiğim hikayemi, önümüzdeki kuşaklara yansıtabilmek için yazdım bu oyunu. Böylelikle geçmiş nesille önümüzdeki nesil arasında bir köprü kurabilecektim.
Neydi o ağırlık?
G: Ermeni soykırımını kastediyorum. Bir kökene bağlı olup onu kendi içinde, sessizce onu yaşamanın ağırlığı.
Serge: ‘Sözde’ ve hala da kabul edilmeyen soykırım.
Kabul edilmesi gerektiÄŸini düşünüyorsunuz…
S: Ortada gerçek bir olgu var. İttihat ve Terakki döneminde Talat, Cemal, Enver orada yaÅŸayan bir halkı tamamen olmasa da yok etme yoluna gittiler. Anadolu topraklarında yaÅŸayan Türk vatandaşı Ermeniler’i yerlerinden ettiler. Anadolu topraklarından ayrılıp Fransa’ya, Amerika’ya ve Avrupa’nın diÄŸer ülkelerine giden bizler bu hikayenin devamındayız.
Bu hikayeleri ailelerinizden mi dinlediniz?
G: Tabi ki bu çok sevimli bir konu olmadığı için her sabah kalkıp bize soykırıma uğradıklarını anlatmıyorlardı. Ama diyaloglarımızda yaşadıkları acılar anlaşılıyordu. Özellikle Türk tarih bilimcilerin yazdığı kitapları araştırdık. Zaten yapılan savaş mahkemelerinde insanlığı yok edici bir suç işlediklerini kabul etti o dönemki generaller.
Bu hikayenin oyundaki tezahürünü tarifler misiniz?
S: Bu oyunumuz Ermeni Soykırımını anlatan bir oyun değil. Olumlu iyimser bir trajedi. Kendini iki adam gibi hisseden birinin iç çekişmelerini anlatıyor. Hikaye hem sözlerle hem de müzikle anlatılmaya çalışılıyor. İki başlı ve o başların içinde binlerce kişiyi barındıran bir karekter var karşımızda. Onlardan kurtulmak için, deli gibi tek başına konuşmaya başlıyor. Bir yandan kontrol edebildiği, bir yandan da edemediği bir kayganlık. Kendini kontrol etmeye çalıştığında biraz daha batıyor.
Siz bunları gülerek anlatıyorsunuz…
G: İnsanın bazen kendi geçmişine gülümsemesi, onunla dalga geçebilmesi lazım. Bu oyunun ana fikirlerinden biri olabilir. Genelde bu konular çok politik, ciddi bazen de militanca konuşulur. Bizim oyunumuzda bu kelimelerin hiçbiri yok. İşin çok ciddiyetine kaçmadan kendi kendimize de gülebileceğimizi göstermek istedik.
I: Bu üzücü konuda tekrar karalar bağlatmak yerine insanları güldürmek istiyoruz.
Peki oyunda sizin yazdığınız atasözü… ‘Bir Ermeni’den asla kendinden bahsetmesini istemeyin; çünkü kelimeler yetmez.’…
G: Sadece Ermeniler için değil, bütün baskı gören topluluklar yaşadıkları acıları tariflemek istediklerinde kelimeler eksik kalıyor. Oyunda müzik ve kelimeler birbirlerinin eksiklerini tamamlıyor.
Neden Türk Atasözü dediniz ona?
S: Sahte bir atasözü daha uydurabiliriz tabii: ‘Türkleri konuÅŸturmayınız; çünkü size söylemeyecekler’. (Gülüyor) Aslında Anadolu’da söylenen gerçek bir söz de var: ‘AÄŸaçlar kalem olsaydı denizler mürekkep, bunlar yaÅŸadıklarımızı anlatmaya yetmezdi.’ Bir belgesel filmde Amasyalı yaÅŸlı bir kadın söylemiÅŸti.
Bütün bunları anlatmak için neden tiyatroyu seçtiniz?
S: Çünkü Tiyatro bizi çok mutlu ediyor. Tiyatro yaşayan ve hep canlı kalan bir sanat.
Diyarbakır’da nasıl tepkiler aldınız?
G: 250 genç insan izledi. İnsanlar gülmeye cesaret edebildiler. Kendilerine gülmek için izin verdiler. Sahneden seyirciler arasında yayılan bir enerji olduğunu hissedebildik. Ve bu enerjiyi paylaştık. Hiçbir cep telefonu çalmadı, ki bu artık çok zor bir şey. Çok güzel bir dikkat vardı seyircide. Oyunun sonunda bu bölgedeki tüm insanların bildiği bir dans müziği var, izleyiciler 15 dakika boyunca dans etti. Şahaneydi.
Üstyazı nedeniyle anlaşılamama kaygısı duydunuz mu?
S: Bundan her zaman korkuyoruz. Bu kaygıyı taşıdığımız için de, dekorda, anlamayı kolaylaştırıcı görsell malzeme kullanıyoruz. Ve üstyazı dekoroun bir parçasıymış gibi geçiyor. Üstelik müzik ve beden dili de anlamada yardımcı bir unsur.
Bu Söyleşinin aslı Radikal Gazetesinde Yayınlanmıştır.
Benzer Yazılar
- ABD’de sahnelenen ilk Türk müzikali
- İnsanın en yakın akrabası hangisi?
- Dağlarca nasıl bir gezegene gitti?
- SHP’de Mahir Çayan rahatsızlığı
- “Yediden yetmiÅŸe Dersim Kürtlerini kestiler”
BUNLARDA VAR
Bu Sayfayı Yazdır


İşte Sinema Tarihinin Unutulmazları
Yılbaşına kadar 10 bin öğretmen atanacak

