Radyoda bir şarkı: “Vazgeçtim gözlerinden…” Tam da vazgeçtiğimi yazmaya hazırlandığım şu anda. Evet, vazgeçtim. Sen söylemiştin o dizeleri, hani diyor ya şair “Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk…” ben de vazgeçtim kanmaktan…

Nereye kadar beklemeliydim seni? Nereye kadar direnmeliydim? Siteme hakkın yok senin! Rüyalarıma giren o mahzun gözlerini al ve git hayatımdan! Şiirlerini, şarkılarını, resimlerini al da git! Kanmayacağım artık gözlerine…

Ne güzel gelmiştin bana. Yangın alanımı çiçek bahçesine döndürmüştün. İnsan olduğumu anlamıştım, yaşadığımı ve hakkım olduğunu. Öyle çok dinledin ki, öyle çok ağladım ki sana… Belki ilk defa biri bu kadar çıplak gördü ruhumu. Sevdiğinin karşısında derilerinden sıyrılan, padişahın yılan oğlu gibiydim. Ve ruhum çırılçıplak kaldı karşında, kendim oldum, savunmasız kaldım. Ve sen gittin, ve ben… üşüyorum…

Ben küçük bir kızmışım. İzleyip ağladığım o filmleri gerçek sanmışım. Araya ayrılık girse de “Kötüyüm!” dediğimde arayıp, üzüntüme isyan eden bir feryatla “ Neyin var yarim!” diyeceğini düşünmüşüm. Ne gaflet değil mi? Oysa sana ben demiştim bunlar Türk filmlerinde olur diye. Demiştim evet, ama bir yanım hep olmasını istemiş demek ki… Bir yanım hep beklemiş, hep istemiş. Şimdi büyüdüm artık, masallara filmlere inanmıyorum. Yalan hepsi!!!

Nasıl böyle soğuk durabildiğini anlamıyorum. Ben bu uzak şehirde feryat figan ağlarken sen nasıl oldu da taş gibi durdun, durabildin? Hiç mi acımadı yüreğin, hiç mi titremedi içinde bir yerler? Sen ki gözyaşlarıma dayanamazdın, gözlerini yumardın görmemek için. Sen ki ufak bir mesele yüzünden canımı sıktığında –ki senin suçun bile değildi- “Kendimi ıslah edeceğim.” Diye günlerce ruhunu kanatmıştın. Sen ki benim bir damla yaşıma dünyaları feda ederdin. Ne oldu sana?!

Hatırlar mısın bir gün “Saçlarına dokunurken bir saç teli gelse eline ne yaparsın?” diye sormuştun. Rüzgara bırakacağımı söylediğimde “O saç telini bulsam yıllarca saklasam, sonra bir gün getirsem sana, ‘Al emanetini!’ desem ne yapardın?” demiştin. Sen saçlarıma hiç dokunmadın ve ben rüzgara bırakmıyorum artık!

Hiç kıyamadım bu sevdayı atmaya, vazgeçmek istemedim. Ben senin hep iyi olduğuna inandırdım kendimi. Ama yalanmış! Senin mabedin bir günah yuvası, Züleyha’n, Leyla’n fahişelerinmiş! Yalanmış sende her şey! Sevgin gibi onlar da yalanmış!

Şimdi al gözlerini ve git gecelerimden. Kapılar kapalı artık sana. O kız büyüdü ve gördü dünyanın sadece yalan olduğunu. Yalnız şunu bil, benim yüreğim ezildi, gururum incindi sadece. Ya sen? Sen beni kaybettin. Sen, seni hayatının tam merkezine koyan, eksiklerinle, hatalarınla seni seven insanı kaybettin. Hani diyordu ya şair “Yüreğimden azad ettim seni..” Özgürsün artık. Hadi, bu yarayı al da git…

 

Bu yazı toplamda 16, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: Aklıma Takılanlar, Edebiyat, Edebiyat, yazı, Yazılar
Sayfayı Yazdir Sayfayı E-mail Gönder