Katarlar ardı sıra takılmış olanları umursamadan gider. Karşı koymak işe yaramaz, Vagonlar, kampanaları kırılsa da, acı fren sesleri kulakları doldursa da, Katar’ı biraz yavaşlatmaktan, biraz hırpalamaktan başka bir şey yapamazlar.
O güç, içerde olanın aksidir. Mevcudattır. O güç, bir evin sokağa bakan camlarını kırma pahasına atılan, küçük bir taş parçasına sarılmış küçük bir kâğıttır. Ağırlık taşındır, taşıdığı mana cürümünü hafifletebilir o zaman. Rüzgâr pekâlâ bu ulağın arkasından gidebilir.
Perdeleri çekilmiş, kapıları kapatılmış, sürgüleri sağlama alınmış bir sessizliği, ancak kırılan ve düşen ve dağılan kristaller çözebilir. Zaman işaretler bu kesiti. Akla ve kalbe yazar bunu sayıklama diye…
Hiçbir dil kendini konuşmaz oysa… Konuşulan kalbin yitiğidir. Kayıp tâcı başa takmak, alkış alıp taht sahibi olmak için yeterli değildir, unutulmamalıdır ki, zindana giden yol da buradan geçer.
Farkında olmanın neresindeyiz bilinmez ama kırlangıç tedirgini yüreklerde en küçük fısıltı korkuyu tetikler de meltem havasını kasırgaya dönüştürüverir sonra.
Sevilen olmanın kutsal tarafıdır acı vermek… Varsın sürüklensin o vakit, suç rüzgâra kesilmesin. Hafiflik vagonda, kâğıtta ve yazgı olmuş sözlerde aransın. Olmazların kapısı beklensin… Beklensin ki; bekleyene hali, ikrarda gösterilmiş olsun. Aynı içecek sunulsun değişik bardaklarla.Kozadandık, eğirdik ipleri, bir günlük ömrümüz vardı; onu da yaşamak yerine, maharetli ellerimizle aşka göz bağı dokumakla geçirdik. Geriye koca bir yılgı kaldı.
Karşında kendini buldun ey insan!
Bir olmazın içindeyken bir başkasını.
Kapalı bir kapıyı beklemenin nihayetsizliğini.
Kırılmışlığında, kırılmışlığı…
Yalancı bir baharı, büyük bir hatayı buldun.
Büyüdün artık.
GeleceÄŸin bu yerde seni bekleyen bir ezber buldun.
Ve gideceÄŸin yeri de biliyorum.
Harabeye çevrilmiş bir savaş meydanında, ellerini toprakla yıkayıp, haritayı yeniden yapacaksın.
Git ÅŸimdi!
Kutsal şehrine doğru hazırlanmış bir at var dışarıda. Her bir nalını sevda nöbetleriyle dövüldü, ses çıkarmazlar ne kadar koştursanda…
İhtiraza mecalleri yoktur, şikâyette etmezler.
Çünkü onlar gidilecek yeri değil, sırtlarında taşıdıklarını önemserler.
(Gökekin)
Bu yazı toplamda 17, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Etiketler: Edebiyat, Edebiyat, Felsefe, Günce, Kitaplık, Kültür - Sanat, Öykü, Yazılar



:
:








Henüz Kimse Yorum Yapmamış
Yorum Yazınız