Fatma K. BarbarosoÄŸlu, dindar ve sessiz kadınları konuÅŸturmasaydı ne Nusret Safa-hi’den haberimiz olurdu, ne Atiye Akyıl’dan… İsmet İnönü’nün son derece dindar kardeÅŸi Ahmet Mithat Temelli’nin ehl-i tarik hanımı Behiye Temelli’yi tanıyan var mı mesela?
1914 ile 1945 yılları arasında doÄŸan bu hanımların hikâyesi “ilk üniversiteli ve çalışan” hanımların hikâyesi aynı zamanda. 2 Kasım’da piyasaya çıkacak Cumhuriyet’in Dindar Kadınları, tevazuyla susan on altı kadını ve onların etrafında dönen muazzam dünyayı görünür kılacak.
Fatma K. BarbarosoÄŸlu, “Hayatınızın hikâyesine talibim” diye yola çıkmasaydı, biz Cumhuriyet’in dindar kadınlarının incelikle, emekle, bereketle, inançla ve mücadeleyle örülü hayatlarından bîhaber olacaktık. Yedi yıl dinlenip demlendikten sonra kitap raflarında yerini almaya hazırlanan “Cumhuriyet’in Dindar Kadınları” için “Beni terbiye etti.” diyor yazar; biz de diyoruz ki, daha önce hiç bilmediÄŸimiz bu hayatlar hepimizi terbiye edecek, inceltecek. “Bu kadınlar, baÅŸka bir boyutta yaÅŸamışlar canım, dünyanın kendileri için ayrılmış baÅŸka bir tarafında…” deyip iÅŸin içinden sıyrılmak da mümkün; ama siz zora talip olun, kitaptaki her satır, kendi hikâyenizdeki bir satıra denk düşsün, hatalarınız, zaaflarınız kelimeler arasından önünüze dökülsün. BaÅŸkalarının hikâyesi bunun için okunmaz mı zaten?
“GeçmiÅŸin kadınlarını bilmiyorduk.” diyor BarbarosoÄŸlu, “Onlar bizim için toplu bir resimden ibaretti. Toplu resmin bir adım önüne çıkabilenler, muhakkak mesleklerinin önünde ‘ilk’ sıfatını taşımak zorundaydılar. İlk kadın yazar, ilk kadın ressam, ilk kadın hemÅŸire…” BarbarosoÄŸlu’nun “Cumhuriyet’in ‘öteki’ kadınları” diye tanımladığı dindar kadınların da ‘ilk’leri var elbet; ama seküler dünyanın baÅŸarı hanesine kaydedilecek ilkler deÄŸil bunlar; “İlk başörtülü doktor, bir ilahiyat fakültesinden başörtü taktığı için atılan ilk öğrenci…” Kitap, 1960′ların “ilk üniversiteli” kuÅŸağını ve 1970′lerin alt kamusallıklarda hizmet veren doktor ve öğretmen hanımlarının kurmuÅŸ olduÄŸu muhiti ortaya koymayı amaçladığı için, çalışmayı birbiriyle yakın temas halinde olan on altı isimle sınırlandırmış yazar.
En yaÅŸlısı 1914, en genci 1945 doÄŸumlu olan hanımları görüşmeye daha doÄŸrusu hikâyesini anlatmaya ikna etmek o kadar da kolay olmamış. Hemen hepsi, tevazu ile geri çekilmiÅŸ: “Kayda deÄŸer bir hayat yaÅŸamadım ki!” ‘Kahramanları’nın her birini hayatlarının baÅŸkalarına anlatılacak kadar deÄŸerli olduÄŸuna ikna eden BarbarosoÄŸlu, hazırlanışı bunca meÅŸakkatli olan bir çalışmada okurun bazı noktalara dikkat buyurmasını istiyor. Bir; neredeyse tamamına yakını ‘ehl-i tarik’ olan hanımların hayatında rüya ile amel etmek yaygın bir davranış biçimidir. İki; hanımlar, ‘ÅŸehirli’ bir kimliÄŸe sahiptir. Üç; tesettürde Cumhuriyet kamusunu ‘üzmeyecek’ bir şıklığı benimsedikleri için muhit biçki dikiÅŸ kursları etrafında inÅŸa edilmiÅŸtir. Ve son olarak, tahsil ettikleri ilim ne olursa olsun her biri öncelikle muallimdir ve gelir seviyesi ne olursa olsun, her biri kendini yoksulların ve düşkünlerin velisi olarak görmektedir.
***
İsmet İnönü’nün derviÅŸ yengesi
BEHİYE TEMELLİ: 1915 Edirne doÄŸumlu Behiye Hanım, teknolojik geliÅŸmeleri yakından takip eden imam İsmail Hamdi Bey’in kızı ve İsmet PaÅŸa’nın kardeÅŸi Doktor Yarbay Ahmet Mithat Temelli’nin eÅŸi. Son derece dindar olan Ahmet Bey, “hem eski hem yeni yazı bilen, dindar, güzel ve sabırlı bir eÅŸ” talebiyle yola çıkmış ve kendisinden 33 yaÅŸ küçük Behiye ile evlenmiÅŸtir. Ailesiyle iliÅŸkileri kopuk olan Ahmet Bey’i, İsmet PaÅŸa’nın Ada’daki yemek davetine gitmeye ikna etmek Behiye’nin görevidir. Başörtüsü, paÅŸayı rahatsız etmemektedir. Küçük kardeÅŸ Hasan Rıza Bey’in örtü antipatisi de manasızdır, zira paÅŸanın ailesindeki hanımların çoÄŸunun başı örtülüdür ve bir düğüne gittiklerinde salondaki başı kapalıların en yoÄŸun olduÄŸu masa İsmet PaÅŸa’nın masasıdır. 1960 yılında Mehmet Zahid Kotku Efendi’ye intisap eden Behiye Hanım, görüşme yapıldığında yazarın ifadesiyle “82 yaşında bir genç kız”mış adeta. İyi Müslüman, iyi eÅŸ, iyi anne ve cemaat bilincine sahip iyi arkadaÅŸ olma gayreti bu hanımları ‘yorulmaz, yaÅŸlanmaz, yıpranmaz’ kılıyormuÅŸ çünkü…
***
Herkesin doktor ablası
HÜMEYRA ÖKTEN: Mahmut Celaleddin Efendi’yle Emine Mahmudiye Hanım’ın ilk evlatları olarak 1925 yılında Atikali’de doÄŸan Hümeyra Hanım, tıp fakültesi mezunu. Namaz kıldığını üniversiteyi bitirinceye kadar bütün arkadaÅŸlarından saklayan Hümeyra’nın sırrından sadece Ermeni kütüphane memuru haberdardır; çünkü okulda bulunan iki kütüphaneden birinin anahtarını Hümeyra’ya vererek namaz kılmasına yardımcı olmuÅŸtur. Doktor olduktan sonra kendisini hastalarına vakfeden bu hanımın hayatını tek kelimeyle özetliyor yazar: “sevgiye doymuÅŸ bir hayat…”
***
 Yaşlandığını ellerine bakınca anlayan kadın
MÜNİRE YARAR: MÜSİAD’ın kurucu baÅŸkanı Erol Yarar’ın annesi Münire Yarar’ın hayatında çok hoÅŸ bir babaanne modeli var. Osmanlı kültürüne baÄŸlılığını Latin harflerini protesto ederek gösteren, gazete okumayı çok sevdiÄŸi halde yeni alfabeyi öğrenmemek için direnen babaanne Adile Hanım, bir yandan torunlarına makale okutur, bir yandan da, “Öyle diyor; ama o iÅŸ hiç öyle deÄŸil” diye muhalefet edermiÅŸ. Arnavutköy Kız Koleji mezunu olan Münire Yarar’ın eÅŸi, ‘Namazlarını ben yokken kıl.’ diyecek kadar dine antipatisi olan biridir; ama Münire Hanım’ın hac dönüşünde başını örtmesine engel olamaz. Cidde’de tanıştığı Gülden Bayo’nun vesilesiyle baÅŸka bir muhitle buluÅŸan Münire Yarar, 1994 yılında Sonbahar GiriÅŸim Grubu’nu kurar ve ailesinden uzak kalmış, yaÅŸlı, hasta, çocuk ve mahkûmlara hizmet etmeyi gaye edinir.
***
El emeği göz nuru ile yaşanmış bir hayat
FAKİHE GÜLEÇ: İlkokula baÅŸlamadan dedesinin gayretiyle hatim indiren Fakihe Güleç’in sınıf arkadaÅŸları, o dönemin tanınmış simalarının çocuklarıdır. İsmet İnönü’nün kızı Özden, Kazım Karabekir’in kızı Emel, İçiÅŸleri Bakanı Öztırak’ın kızı Ülker… Fakihe Hanım’ın hafızasında dindar bir Özden İnönü var. Annesiyle Hacıbayram’a gittiÄŸini, namaz kıldığını anlatan bir kız. Hatta bir gün sınıf arkadaÅŸları onun namaz surelerini bileceÄŸine ihtimal vermemiÅŸler de Fakihe’yi hakem tutmuÅŸlar. Duaları hiç gocunmadan okuyan İnönü’nün kızı, dindar arkadaşından tasdik aldıktan sonra rahata ermiÅŸ. Fakihe Hanım, İnönü ailesinin tutumlu davranışlarını da hatırlıyor: “Özden, aÄŸabeylerini alan otomobilin gelip kendisini alması için dakikalarca kapıda beklerdi. Åžimdi olsa her çocuÄŸa ayrı bir makam otomobili tahsis edilir.”
ZAMAN
Benzer Yazılar
- Günde 300 defa orgazm oluyor
- ABD’yi ÅŸoke eden ‘dindar’ binbaşı
- Kadınlar uzun ama “saÄŸlıksız” yaşıyor
- Popüler kültüre onlar da yenildi
- Tuzla Tersaneleri işçi mezarlığı
BUNLARDA VAR
Bu Sayfayı Yazdır


Tanımlanamayan Cisim - UFO
Tanrı Baba -Pierre Jean Beranger

