Ben Cizreliyim. Evimizin dibinde de jandarma karakolu vardı. O yüzden ‘Vatan sağolsun’ları, ‘Her Türk asker doğar’ları çok küçükken duymaya başladım. Karakol avlusundan asker sesleri yükselirdi.

Halil Savda, son beş yılın bir buçuk yılını cezaevinde geçiren bir vicdani retçi. AİHM’deki davası üç yıldır sürüyor. Şu anda Türkiye’de yasal bir sorunu yok ama kamu görevinde çalışmasını engelleyen bir çürük raporu var. O ‘Nefes’e bambaşka bir taraftan bakıyor
‘Vatan sağolsun’ kalıbını ilk ne zaman duyduğunuzu hatırlar mısınız?
Çocuk aklınızla nasıl bir anlam çıkarıyordunuz bu kalıplardan?
Şunu hatırlıyorum: ‘Her Türk asker doğar’ sloganlarını duyduğum bir gün anneme gidip “Anne ben de asker mi doğdum?” diye sormuştum. Annem de “Yok oğlum ne askeri, sen çıplak doğdun…” dedi. (Gülüyor)
Asıl antimilitarist olan annenizmiş…
Bir bakıma öyle. Ama bizim yaşadığımız, militer örgülerin çok yoğun olduğu bir bölgeydi.
Siz ilk kaç yaşınızda ‘Ben askerlik yapmayacağım’ dediniz?
1996’da askerlik yapmayacağımı söyledim ancak bu savaş karşıtı bir karar değil, savaşta yer almama tercihiydi. Asıl antimilitarist tutumum 2000’lerden sonradır. 2004’ün sonlarında zorla kelepçelenerek askere götürüldüğümde askerliği tamamen reddettim, şiddetle yaşamayacağımı, bundan ötürü de vicdani ret kararına ulaştığımı açıkladım.
Şiddeti hayatınızdan çıkarma kararınız, hayatınıza nasıl bir şiddet kattı?
Bir kere cezaevi gibi ağır bir şiddet hayatıma girdi. Üç defa askeri cezaevine girdim. İki kere sekizer ay, bir sefer de bir ay kaldım. O süreçlerde tecrit gördüm, hakaret, şiddet gördüm. Şiddetten arınma kararım, şiddet mağduru olmamı getirdi.
Zayıf düştüğünüz bir anda hiç pişmanlık duyduğunuz oldu mu?
Hayır, yaptığımın doğru olduğunu biliyordum. Beşiktepe Merkez Komutanlığı’nda askerlerin kendi aralarında ‘disko’ dediği bir yere kapatıldım. Orada bir tecrit hücresinde battaniyesiz, yataksız yattım. Fiziki işkenceye maruz kaldım. Bunlara rağmen, bana bunları yapan askerler hakkında suç duyurusunda bulunmadım. Çünkü kişisel olarak onlara kin beslemedim. Kinin de şiddet ürettiğini biliyorum çünkü. Yani ne yaptığımı biliyordum, kararsızlaşma anım hiç olmadı.
Dışarıda durum nasıldı? Toplumsal baskı gördünüz mü?
Zaten savaş karşıtı ve antimilitarist bir çevre içindeyim, onlardan pozitif destek gördüm. Ama yine de kahvede, orada burada, hayatın içinde tartışmalara girdiğiniz oluyor ister istemez. Militer simgelere dokunulduğunda linç durumlarının yaşandığı bir ülkede, bu tür tartışmalara girmemeye çalışıyorum. Kendini ifade edememenin baskısı var üzerimde. Ailemin yanına, Cizre’ye gittiğimde oralarda zaten orduya, askere ciddi muhalefet var. Bu yüzden o çevreden olumsuz bir tepki almadım.
Cizre’de TSK’nın askeri olmayacağını söylemek kolay bir şey. Meramınıza dağa çıkmaya da karşı olduğunuzu ekliyor muydunuz? Asıl buna nasıl tepki geliyordu?
Tabii ki. Ben askerlik yapmayacağım, gerilla da olmayacağım ifadelerini kullandığımda burun kıvıranlar da gördüm. ‘Tamam, askerlik yapmıyorsun, güzel. Ama gerillaların başka çaresi yok’ türünden tutumlarla karşılaştım.
Türkiye’deki vicdani retçiler arasında sadece Kürtlere karşı savaşmayı reddettikleri gerekçesiyle bu kararı alanlar var mı?
Var tabii ki, ama sayıca daha az. Vicdani retçiler genel olarak şiddetin her türünü reddeder. Ama zaten 93-95 yıllarından beri gelişimine bakarsanız, Türkiye’de vicdani ret kavramının antimilitarist tarzda olduğunu görürsünüz.
Savaşı iyi anlatan bir film, zaten antimilitarist bir film midir?
Ben ‘Nefes’ filmini izlemek istemedim ama fragmanından, TSK’ya bağlı bir birliğin yaşadıklarının iyi anlatıldığını ama savaşın sorgulanmadığını hissettim. Film üzerine yazılanları da okudum, ciddi bir militarist sorgulama yapıldığını düşünmüyorum. Yüzbaşının ölmeden önce karısına “Vatan sağolsun diyemiyorum. Vatan sensin” demesi askeri mitolojiye çok uygun, zaten korunması gereken varlıklar olarak kadın ve vatan hep birlikte düşünülür. Nadire Mater’in ‘Mehmedin Kitabı’nda okuyabileceğiniz travmalara dair hiç iz yok. 500 bin asker kaçağından iz yok.
30 yıldır ölen Türk askerlerine gözyaşı filmi… Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bütün kitaplarda da Türk milletine kahramanlık payeleri bahşedilir ama Kurtuluş Savaşı asker kaçaklarının en yoğun olduğu dönemdir.
Benzer Yazılar
- Evde son sözü kim söylemeli?
- Apo’nun avukatına aşkın ilahi adaleti
- İstanbul’da bir insanlık suçlusu, utanıyoruz!
- 10 yılda 580 kişi ‘sahipsiz’ mayınların kurbanı oldu
- Cumhuriyet’in ‘öteki’ kadınları
BUNLARDA VAR
Bu Sayfayı Yazdır


Berlin Duvarı Yıkılınca Ne Oldu
Aşk belki de çok basittir

